Gündemi BBC Türkçe'den takip etmek artık WhatsApp'ta da mümkün. Haberlerimizin doğrudan telefonunuza gelmesi için tıklayın.
Oğlum doğmadan önceki aylarda, eşimle birlikte emzirme seansına ve hastanenin düzenlediği doğum öncesi kursa katıldık. Hamilelik ve bebek bakımıyla ilgili pek çok kitap okuduk, internet sitelerini inceledik. Not defterlerimiz hızla doldu.
O zamanki notlarım arasında, kadınların vücutlarının doğum ve anneliğe hazırlanma biçimlerine dair birçok ayrıntı yer alıyor. Hormonlar yükseliyor ve düşüyor, organlar yer değiştiriyor, beyinler yeniden şekilleniyor.
Ama kimse benim de beynimin ve vücudumun babalığa hazırlandığını söylemedi.
Oğlum bir yaşını geçmişken, primatolog Sarah Blaffer Hrdy'nin "Father Time" (Babalık Zamanı) adlı kitabında bu fikre ilk kez rastladım. Kitapta, erkeklerin "en özverili anne kadar koruyucu ve şefkatli" olmak için gerekli tüm biyolojik donanıma sahip olduğunu savunuyor.
Mesele ilgimi çekti. Aktif babalığa kesinlikle inanıyorum ama bunun benim kuşağımdaki erkeklerin kültürel bir kararı olduğunu düşünmüştüm. Fakat Hrdy'nin kitabı sayesinde, tavrımızın biyolojiye dayandığını, sadece uykuda olduğunu ve tetiklenmeyi beklediğini söyleyen bir akademik çalışma alanını tanıdım.
Hrdy ve diğer uzmanlarla görüştükten ve çalışmaları inceledikten sonra basit bir sonuca vardım: Babalık, erkekleri anneliğin kadınları dönüştürdüğü gibi değiştiriyor.
Bir baba, bebeğinin bakımında ne kadar çok rol oynarsa, bu dönüşüm o ölçüde derinleşiyor. Endokrin ve sinir sistemimizdeki bu değişimler, şefkatli babanın modern çağdaki bir tercih değil, derinlere kök salmış biyolojik bir özellik olduğunu gösteriyor.
Babaların bebeklerden fiziksel olarak nasıl etkilendiğine dair en eski araştırmalar, diğer hayvanlarla yapılan gözlemlerden yola çıkılarak yapıldı.
20. yüzyılın sonlarındaki bu çalışmalar, diğer primatlar da dahil birçok memeli erkeğin, aktif şekilde çocuk bakımına dahil oldukça belirgin hormonal değişimler gösterdiğini ortaya koydu.
Bu hormonal değişimlere genellikle annelikle ilişkilendirilen testosteron, vazopressin ve prolaktin gibi hormonlarda artış ve azalışlar da dahil.
Amerikalı antropolog Lee Gettler, o zamanlar lisans öğrencisiydi ve 2000'li yılların başlarında bu bulguları duyduğunda çok ilgi duymuştu.